İyi markaların hikayeleri en iyilerin efsaneleri vardır. Marka hikayeleri ürün ve hizmetler üzerine giydirilmiş ışıltılı elbiseler gibidir. Eski ya da yeni fark etmez her markanın kendi içerisinde tutarlı, rakiplerinden farklılıklarını dile getiren ve hedef kitlesinin duygularına seslenen bir hikayesi olması gereklidir.  

Hikayelerin marka iletişimindeki önemini anlayabilmek için, hikayenin insan zihnine etkisini anlamlı bir şekilde ortaya koymak gerekir. Hikaye dinlerken zihin, var olan dünyanın gerçekliğinden kendisini soyutlar ve tüm olanakların mümkün oldu bir dünyada hareket etmeye başlar. Hikayeyi yazan bu dünyanın hakimidir. Orada hikayeyi yazan kişinin kuralları geçerlidir.  

Somut örnek üzerinden gitmek gerekirse Louis Vuitton 150 yılı aşkın bir geçmişi ile lüks çanta kategorisinin önde gelen firmalarındandır. Bazı çantalarının bedeli 40 Bin doları bulmaktadır. Bu fiyat,  bir çantaya verilebilecek çok yüksek bir meblağdır. Kurucusu Fransız Sarayının çantacısı olan Louis Vuitton müşterilerine bir çantadan ziyade; saray çantacısının ürettiği bir ürüne sahip olmanın verdiği hissi ve sadece çantayı satın alabilen ufak bir azınlığın parçası olmanın getirdiği prestiji satmaktadır. Bu noktada rakip olarak daha kaliteli ya da daha güzel bir çanta üretmenizin bir anlamı yoktur. Çünkü sadece bir tane Fransız Sarayı çantacısı vardır. 

Kendi marka efsanenizi oluşturmak için Bin Yıl Sonra’ya bekliyoruz.